<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Yazga Edebiyat</title>
	<atom:link href="http://www.yazga.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.yazga.com</link>
	<description>farklılıkların edebiyatı</description>
	<lastBuildDate>Thu, 17 May 2012 20:39:17 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.2</generator>
		<item>
		<title>Ölü Sevici Kent Hikayeleri / Diriliş</title>
		<link>http://www.yazga.com/2012/05/olu-sevici-kent-hikayeleri-dirilis/</link>
		<comments>http://www.yazga.com/2012/05/olu-sevici-kent-hikayeleri-dirilis/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 May 2012 20:39:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aylin Çalışkan Başdemir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazga.com/?p=1243</guid>
		<description><![CDATA[//Yırtın göğün rahmini; Ölü doğuracak yoksa fikrim&#8230;// Bir çırpıda sevmek istiyorum geçmişini. Silmek hafızana doluşan ecinni düşlerini… Sövmek ağız dolusu, Ve bitirmek içimi kemiren endişeyi… Şehrin ipe sapa gelmez ışıklarını çekiştirmek istiyorum; Bilenen aydınlığına inat karartmak gökkuşağının renklerini… Rakı masalarına meze yapmak muhabbetleri Gömülürken mezara konacak gözyaşı şişelerini doldurmak, Özlemek bilinen tüm hüzünleri Mutluluğu en [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>//Yırtın göğün rahmini;<br />
Ölü doğuracak yoksa fikrim&#8230;//</p>
<p>Bir çırpıda sevmek istiyorum geçmişini.<br />
Silmek hafızana doluşan ecinni düşlerini…<span id="more-1243"></span></p>
<p>Sövmek ağız dolusu,<br />
Ve bitirmek içimi kemiren endişeyi…</p>
<p>Şehrin ipe sapa gelmez ışıklarını çekiştirmek istiyorum;<br />
Bilenen aydınlığına inat karartmak gökkuşağının renklerini…<br />
Rakı masalarına meze yapmak muhabbetleri<br />
Gömülürken mezara konacak gözyaşı şişelerini doldurmak,<br />
Özlemek bilinen tüm hüzünleri<br />
Mutluluğu en yakın posta kutusuna atmak için zarflamak…</p>
<p>İklimsiz bakışların arasında,<br />
Yağmur ha yağdı ha yağacak derken düşeceğim fikrine.<br />
Biriktirdiğin seni seviyorumlarını<br />
Cımbızlayıp kırılacak kıvamdaki narin kelimelerinin arasından,</p>
<p>Müşterisi kalmamış bir orospunun yaralı kalbine yamayacağım…</p>
<p>Sokakların sağır ve dilsiz anlarında kavuşturdum<br />
Tenimi jiletin şehvetli parlaklığına…</p>
<p>Başımda izansız bir duman,<br />
Zihnimde aymaz bir intihar<br />
Dilimde ağulu bir kelam…</p>
<p>Paramparça edilmiş bir yatağın ortasında<br />
Dilime pelesenk olmuş bir dua,<br />
Bilinmez ve görünmez tanrıya yakarışta<br />
Hala seni arıyorum.</p>
<p>Öpseydin ölürdüm.<br />
Öpseydin tersine dönerdi yüzünü çoktan dağıtmış dünya.<br />
Eskici bağırtısına gizlenen hüzün düşerdi şehrin en metruk sokağına.<br />
Taşları yerinden oynardı bu ölü sevici kentin…<br />
Belki de dirilirdi kemikleri un ufak olmuş sevda.</p>
<p>Yüzü tanınmaz hale gelmiş bir hikâyeyi toparlama çabasındayım.<br />
Ellerim yazmaya bu kadar yabancılaşmışken<br />
Zihnimdeki bakire fikre tecavüze yeltenen kara bir güruh var.</p>
<p>Kelimeler arıyorum…<br />
Bulduğum her kelimenin katline bir ferman yazıp yeni bir ölüm muştuluyorum.<br />
Biliyorsun,</p>
<p>Bir Pazar;<br />
Kanlı bir Pazar çürüdü etim.</p>
<p>Leş kargası kıvamında<br />
Başımda dönen fikrimden kurtulmaya çalışırken,<br />
Solumaya çalışırken yüzünü<br />
Yaşama sinsi sinsi gülerken</p>
<p>Bir Pazar<br />
Kahrolası bir Pazar fikrime düştün…</p>
<p>Parmak uçlarımda dalgalanan dumanın efkarıyla silkelerim zihnimi,<br />
Kıyıda köşede sinmiş tüm bakışların zihnimde açtığı yarayla yaslandım arkama<br />
Kahretsin,<br />
Seni yine unutmayı beceremedim.</p>
<p>Şimdi yalnızlığın ufkumda açtığı yolda<br />
Yaslanıp arkamda kalmış tüm sevdalara<br />
Kışa siktir çekmeyi beceremeyecek kadar aciz yağan bahar yağmurlarını izliyorum.</p>
<p>Azar azar işliyor içime yokluğun<br />
Azar azar eksiliyorum şehrinden<br />
Azar azar ölüyorum …</p>
<p>Hiçbir şarkının nakaratına hapsedecek hayallerimin olmadığının farkındayım.<br />
Kırık dökük peri masallarının ucundan çekiştire çekiştire yazıyorum bu öksüz hikayeyi.<br />
Yamalı<br />
Pejmürde ve küflü şimdi her bir cümlesi.</p>
<p>Bir Pazar<br />
Kahrolası bir Pazar yargıla beni,<br />
Fukara gülüşlerim ve askıda kalmış sevişmelerim için<br />
Hayta gülüşmelerin yakasına iliştirilmiş utangaç tebessümlere as beni.</p>
<p>Kıvrılan yol boyunca yavuklusunu gözleyen tazenin yüzüne yayılan aydınlıkta bul körelmiş kalemimi<br />
Tut yakamdan ve alaşağı et yaşanmış tüm tecrübelerimi.</p>
<p>Ki;<br />
Yorgun sokak köpeklerinin feri gitmiş gözlerindeki kadar bir yaşama sevinci düştü payıma,<br />
Yıkılmış caminin ayakta kalan mihrabına hayran bakışların arasında<br />
Çürüyen etimden daha ötesini gör artık…<br />
Beni bir pazar;<br />
Kahrolası bir pazar ertelediğim tüm sevdalarım için yargıla…</p>
<p>Aylin Çalışkan Başdemir</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazga.com/2012/05/olu-sevici-kent-hikayeleri-dirilis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Siz Yokken Evlerde..</title>
		<link>http://www.yazga.com/2012/05/siz-yokken-evlerde/</link>
		<comments>http://www.yazga.com/2012/05/siz-yokken-evlerde/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 May 2012 20:37:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şükran Belen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazga.com/?p=1239</guid>
		<description><![CDATA[siz yokken evlerde,kendine açılır radyolar hergünkü yerinden biraz daha uzak bir istasyona.. bir kapı tıklasa&#8230;zili çalıp kaçsa çocuklar; dalga, boynuzu aşar. kilitte kendine batar ses&#8230;yalnızca bu başlatabilir o şarkıyı yeniden&#8230; konsol,en ıssız yerinden çatlar&#8230;beyaz, katından sıyrılır&#8230; cam,vazoya kırılır..lilyum erkenden uyur&#8230; ahşap, teninden sızar&#8230; kadın kokusu&#8230; siz evde yoksunuzdur.. rakamı silinmiş megahertz, yaşını unutmuş kadınlar gibi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>siz yokken evlerde,kendine açılır radyolar hergünkü yerinden biraz daha uzak bir istasyona..<br />
bir kapı tıklasa&#8230;zili çalıp kaçsa çocuklar; dalga, boynuzu aşar.<br />
kilitte kendine batar ses&#8230;yalnızca bu başlatabilir o şarkıyı yeniden&#8230;<br />
konsol,en ıssız yerinden çatlar&#8230;beyaz, katından sıyrılır&#8230;<br />
cam,vazoya kırılır..lilyum erkenden uyur&#8230;<br />
ahşap, teninden sızar&#8230; kadın kokusu&#8230;<span id="more-1239"></span></p>
<p>siz evde yoksunuzdur..<br />
rakamı silinmiş megahertz, yaşını unutmuş kadınlar gibi dalgalanır..suyu kesik evlerde,<br />
burnunuzun direği sızlar&#8230;<br />
&#8216;beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın&#8217;</p>
<p>ah ellerimin kısık sesi! bağırdığımı kim duyar?</p>
<p>göz,rengini solar..kahve,çekirdeğinden bezer&#8230;<br />
uzun saçlarınızı öğütür zaman&#8230;</p>
<p>siz evde yoksunuzdur<br />
kemik saplı bir bıçak suya saplanır&#8230;bunu ancak bahçeler bilir..</p>
<p>kırmızıyı dönen kış,aynada belirir bir çocuk gibi&#8230; dokunmak istersiniz kendinize,<br />
kar yağar çatılara&#8230; kargalar ve martılar,dünyanın leşini bulur önlerinde..<br />
bir tek radyonun pili anlar bunu&#8230;<br />
şarkılar,alfabesini unutur..<br />
isyan,öfkesini&#8230;.<br />
bir halk kadar çoksunuz ve aslında yoksulsunuzdur.<br />
limanlar,işçilerini yabancı bir denize uğurlar..<br />
büyümeye uyanır çocuklar<br />
lilyum,yaprağını yatağında öldürür</p>
<p>karabasan basar gün ışığını<br />
kül olan ormanlar kadar tenhalaşır ülkenizin adı..<br />
oduncular,kolları naçar..iki yana düşer&#8230;<br />
hızar sesi,bir kara delikte kaybolurken ; çekiç sesi,tanımlamaz hiç bir devrimi..</p>
<p>siz evde yokken,<br />
pil,radyoda yanar&#8230; elektrik sık sık kesilir<br />
derin uykusu lilyum&#8217;un..</p>
<p>dar sokaklarda eskiciler,denizi ortasından yırtarak yelken yaparlar&#8230;<br />
konsol,ahşabına&#8230;radyo, dalgasına&#8230; vazo, suyuna&#8230; veda ederken;<br />
yüzünüz,bir kuyu kadar açılmadık sırlarıyla aynada kaybolur.</p>
<p>beni uyandırmayın.</p>
<p>Şükran Belen / Evlerde&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazga.com/2012/05/siz-yokken-evlerde/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kalabalık Zaman</title>
		<link>http://www.yazga.com/2012/05/kalabalik-zaman/</link>
		<comments>http://www.yazga.com/2012/05/kalabalik-zaman/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 May 2012 20:29:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tuğçe Bekleyen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazga.com/?p=1235</guid>
		<description><![CDATA[Sahte bir kimlikle var olmayı seçen korkak ve aptal yağmur tanesi olmayı seçmek benim isteğim dışında taşındı varlığıma. Kimsesiz geldi yanıma ve bir o kadar hissiz. Kanama öncesiydi, kanatma evresi. Tanrı buyruk verdiğinden beri; “Yalnız kadınlar kanamayı bilmeli!” Bazen sessizlik en gerçek ve en uzun konuşmalardır. Konuşmak bundan sonra bir ehemmiyet taşımaz. Ki çıplak olur [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sahte bir kimlikle var olmayı seçen korkak ve aptal yağmur tanesi olmayı seçmek benim isteğim dışında taşındı varlığıma.<br />
Kimsesiz geldi yanıma ve bir o kadar hissiz.<br />
Kanama öncesiydi, kanatma evresi.<br />
Tanrı buyruk verdiğinden beri;<br />
“Yalnız kadınlar kanamayı bilmeli!”<span id="more-1235"></span></p>
<p>Bazen sessizlik en gerçek ve en uzun konuşmalardır.<br />
Konuşmak bundan sonra bir ehemmiyet taşımaz.<br />
Ki çıplak olur sessizlik, acımasız bir utancı yüze çarpar gibi.</p>
<p>Öğrendim; tanıdığım bütün iyi insanlar terk etti.<br />
Terk edilenler ise gemiyi en önce terk etmeyi unutan aptal farelerdi.</p>
<p>Karşıma oturan suskun bir puttan öte değildi.<br />
Oysa “kalp ahmak bir zanlıdır” bilinir ki.<br />
Yine de başımı ateşine yas’ladım.<br />
Ne zaman beni uyutmaya kalksa yabancı bir nefes tanıdım.<br />
Yine de o ateşe sığınarak ağladım.</p>
<p>“Uyu” dedi kan tadıyla yoğrulan o ses.<br />
Ses ki asırlardır kelimeleri unutmuş.<br />
Kasıklarıma saplanan kurşunlara bile yük oldum.<br />
Uyudum.<br />
Sol göğsüme dokundu bir el. (iyi bir heykeltıraşın her çeşit bedeni tanıyan eli)<br />
Nefesimi yuttum.<br />
Ölüyle temasa geçen bir medyum gibi,<br />
Bir ruhbaz gibi,<br />
Kesik kesik,<br />
Konuşmayı deneyen bir mumya gibi…<br />
- “Tanrı sularında yıkamaya çalıştığın bir karanfildi benim adım.<br />
Adım bile “kara” sıfatını taşıyordu.<br />
Her rengi asaletle taşıyan bir ebemkuşağına<br />
Sonsuz karanlık salmak. . .<br />
|haddimi de alıp kaçtım.|<br />
Ben ödenecek hiçbir bedelden korkmadım,<br />
Yine de peygamber olarak yaratılmadım,<br />
Gitmek kırmızıya boyadıysa her şeyi,<br />
Affet!<br />
Ah! Ne durmak bilmez bir aptalsın.<br />
Kanatmaya çalıştığın benim kalbim.<br />
Unut bunu!<br />
Uslan artık yalvarırım,<br />
Çünkü dedi, sadece “insanların” kalbi kanar.<br />
Bense hayvan sıfatını bile kendime yakıştıramam.<br />
Yalnız uyumaya alış,<br />
Sessiz kalmalara alış,<br />
Yokluğuma alış,<br />
Alış buna…”</p>
<p>Lisanı aksak bir yalnızlığı evlat edindim.<br />
Muhalefet değilim erken sönen aydınlıklara,<br />
Ya da erken biten aşklara.<br />
Ama bilmiyorsun.uz katran temizlenmeyi nasıl unutur,<br />
Yara kabuk bağlamayı nasıl unutur, bilmiyorsun.uz.<br />
İnsanın içinde insan büyür mü hiç sormadım.<br />
Ama insan içinde çok şey büyütebiliyormuş,<br />
Anladım.</p>
<p>Ve ben:<br />
Geniş ülkelerin en dar zamanlarını tanıdığımdan beri yalnızım.<br />
Kafiyesini unutuyorum suskunlukların.<br />
Paslı şarap tadı kalıyor adından geriye.<br />
Adın: pelesenk.<br />
Adın: lal.</p>
<p>En tanıdık halin bu sessizliğin,<br />
Ah benim hasta ruhlu sevgilim<br />
Hani dedin ya “Alış buna” diye,<br />
Affet. Bir harfi yanlış anlamışım,<br />
Ben en çok sana alışmışım…</p>
<p>Tuğçe Bekleyen</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazga.com/2012/05/kalabalik-zaman/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yağmur Kuşu</title>
		<link>http://www.yazga.com/2012/05/yagmur-kusu/</link>
		<comments>http://www.yazga.com/2012/05/yagmur-kusu/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 May 2012 22:40:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Nevin Koçoğlu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazga.com/?p=1232</guid>
		<description><![CDATA[tarihi kayıp bir kentin son sığınağında bomboş sözler düşürdüm sessiz akan suya yuvasını bozdum bir kırlangıcın, kızıl akşamın sarkacında gölgenin gölgeme vurduğu sokaklardayım yine içimde sulamadan açan koca akasya anımsadım, ilk sen bozmuştun yuvayı illegal bir geceden sabaha ah sen, çağırmadan gelen yağmur kuşu bazen büyük bir çölsün, bazen derin kara bir su bıçaksırtı özlemlerin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>tarihi kayıp bir kentin son sığınağında<br />
bomboş sözler düşürdüm sessiz akan suya<br />
yuvasını bozdum bir kırlangıcın, kızıl akşamın sarkacında</p>
<p>gölgenin gölgeme vurduğu sokaklardayım yine<br />
içimde sulamadan açan koca akasya<br />
anımsadım, ilk sen bozmuştun yuvayı illegal bir geceden sabaha<span id="more-1232"></span></p>
<p>ah sen, çağırmadan gelen yağmur kuşu<br />
bazen büyük bir çölsün, bazen derin kara bir su<br />
bıçaksırtı özlemlerin garip tortusu</p>
<p>o bildiğin tepede küçük bir odaya sığmıştı hayat<br />
senden başka her ses hariçten gazeldi bende<br />
kocaman bir eylül’dü yüzünden düşen yere</p>
<p>sığındığın her yürek talandı bilmelerden habersiz<br />
gittiğin her yol sarı göç rengi<br />
bozdum, katladım cebime koydum  evimi</p>
<p>sol yanımda kopan bu gürültü sesim değil<br />
unuttum sesimi yanmış bir gecenin dilinde<br />
şafakla yaktım saçlarımı baharın son gününde</p>
<p>Nevin Koçoğlu</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazga.com/2012/05/yagmur-kusu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kime Sarılsam Gitmek İstiyor..</title>
		<link>http://www.yazga.com/2012/05/kime-sarilsam-gitmek-istiyor/</link>
		<comments>http://www.yazga.com/2012/05/kime-sarilsam-gitmek-istiyor/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 May 2012 22:36:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Pelin Onay]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazga.com/?p=1230</guid>
		<description><![CDATA[…boğazımızdan geçer mi gemiler selam verirsek… Bir ayağı kırılan masayı da vurmak gerekir mi, artık üzerinde sohbetleri taşıyamıyor diye? Peki insan kendini görmek istemezse, kapıyı üstüne çarpıp gidebilir mi?..Terk edebilir mi yüreğini, hiç konuşmadan? Telefonu yüzüne kapatabilir ya da kendinden bir telefon bekleyebilir mi saatlerce? Omzuna yaslayabilir mi başını ağladığında? Ne çok soru var, cevapsız [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>…boğazımızdan geçer mi gemiler selam verirsek…</p>
<p>Bir ayağı kırılan masayı da vurmak gerekir mi, artık üzerinde sohbetleri taşıyamıyor diye? Peki insan kendini görmek istemezse, kapıyı üstüne çarpıp gidebilir mi?..Terk edebilir mi yüreğini, hiç konuşmadan? Telefonu yüzüne kapatabilir ya da kendinden bir telefon bekleyebilir mi saatlerce? Omzuna yaslayabilir mi başını ağladığında?<span id="more-1230"></span> Ne çok soru var, cevapsız bir şekilde ortalıkta gezinen. Evsiz, yurtsuz ve cevapsız bir sürü soru. Birinin elinden tutsam diğeri mahzunlaşıp yüzünü düşürecek gibi. Oysa, “yüzünü düşürme küçük kız”, diyor şair. Şimdilerde o küçük kız büyüyüp serpilmiştir, hala yüzünü düşürüyor mu acaba?..</p>
<p>…herkes yüreği kadar meşgul…</p>
<p>Hep gitmek istediğimiz yollardan dönerek geçiyor zaman. Gitmek arzusu bir bıçak gibi saplanırken yüreğe,  gidememek susturuyor umutların dilini. Kaç zaman geçti, giymedim üstüme kadınlığın elbisesini. Yalnızlık unutturuyor cinsiyeti ya da unutmak istiyorsun herkesin gittiğini ama kendinin gidemediği yolları. Yolların üstünde kar bulutları…</p>
<p>…gitarın perdesini arala, şarkılar içeri sızsın…</p>
<p>Dilimde kulaçlanan veda lekelerini ıslatarak haykırdım denize, dilimden döküldü ağrılı suskuların hükmü. Vaktimiz varken delirelim aşk suyunda, yoksa ölü aşklar mezarlığında “iyi bilirdik” diyecekler sarılmalarını. Aateş olsam sönerdim ama kadeh olup kırıldım meyhane makamında sözlenen yalnızlığa…</p>
<p>…iki elin aşkta olsun gel…</p>
<p>Tozlanmış anıların sırtındaki ağırlığı almak için topladım dostlarımı. “İyi ki varsınız” diyerek ağladım kollarındaki koyda. Daha kaç zaman yaşarım, kaç zaman daha tütün kokar parmaklarım, kaç zaman kadeh kaldırır ve kaç zaman daha şiire delirir yüreğim bilemem. Orada kalın ve ben yanımda olduğunuzu bilerek uyanayım uzak iklimlerin kanatan düş kırıklarından…</p>
<p>&#8230;şarkılarla zina yaparken yakalandım, kaç yıl yatarım?</p>
<p>Biraz susmak iyi gelebilir ama susturulmak kurşun yarası gibi iz bırakıyor düşüncelerde, hep gitmelere susamışken, nereye gidebileceğini bilememek kadar acı veriyor. Tutunabileceğimiz belki de sadece şarkılar kaldı. Lütfen, şarkılarımı almayın giderken. Anladım, susacağım ve konuşmayacağım bir daha yüzünüze aşk diye, yaşayamadıklarımı haykırmayacağım  ama şarkılarımı ellerin dudaklarında ıslatmayın. Lütfen!..</p>
<p>…bu yol nereye çıkar bey amca? / -  bir bilsem kızım, bir bilsem…</p>
<p>Ne çok özlem birikmiş çeyiz sandığımda, ne çok gece karanlığı. Konuşabilsem anlatacağım ama dinlemeyeceğinizi bilmek eritiyor kelimeleri. Sarılmak diyorum, sevişmek sanıyorsunuz. Bir gecelik dokunuşların sabahında bırakarak heyecanlarınızı, işte olay budur diyerek aşka küfür ediyorsunuz. Kelimelerinize biber süreceğim. Hayır, artık öpmeyin, dilinizdeki keyif sigarası değildir kalp atışı bekleyiş. Aşk! Arkama saklan ya da kaç ne olur, ben onları oyalayacağım…</p>
<p>…ifademi verdim hâkim bey, gidebilir miyim? / &#8211; tabi kızım, kelepçelerini çözsünler hemen…</p>
<p>Ne diyordum?  Ne dediğimi de unuttum. Ha, tamam, hatırladım,  masa diyordum,  masa. Bir ayağı kırılan masayı da vurmak gerekir mi, artık üzerinde sohbetleri taşıyamaz diye? Biriniz cevap verin..</p>
<p>İzmir – delilik güzeldir kabullenişi…</p>
<p>Pelin Onay</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazga.com/2012/05/kime-sarilsam-gitmek-istiyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kaçıncı Trajedi Bu?</title>
		<link>http://www.yazga.com/2012/05/kacinci-trajedi-bu/</link>
		<comments>http://www.yazga.com/2012/05/kacinci-trajedi-bu/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 10 May 2012 11:20:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hilal Oğuz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazga.com/?p=1198</guid>
		<description><![CDATA[İki memenin arasında sıkışmış kaçıncı ağrı? Kendinden çok değer verdiğin insanlara gösterdiğin töleransı bir kerecik olsun şahsına hediye etsen olmaz mı? Evet sen! Ağır travmalar sonucu yaralı kalbini tedavi etmeye çalışan bi çare&#8230; Sen kalkmak istemezsen düştüğün zeminden, kimse seni kaldırmaya uğraşmaz&#8230; Ve kimse sen düşerken omuz vermez titreyen omuzlarına&#8230; Tedavisi mümkün bir saplantın var [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İki memenin arasında sıkışmış kaçıncı ağrı?<br />
Kendinden çok değer verdiğin insanlara gösterdiğin töleransı bir kerecik olsun şahsına hediye etsen olmaz mı?</p>
<p>Evet sen!<span id="more-1198"></span></p>
<p>Ağır travmalar sonucu yaralı kalbini tedavi etmeye çalışan bi çare&#8230;<br />
Sen kalkmak istemezsen düştüğün zeminden, kimse seni kaldırmaya uğraşmaz&#8230;<br />
Ve kimse sen düşerken omuz vermez titreyen omuzlarına&#8230;</p>
<p>Tedavisi mümkün bir saplantın var ikimizde biliyoruz&#8230;<br />
İnsan kötü, insanlar acımasız&#8230;<br />
Ama sen acınası bir insan değilsin!<br />
Bunu ikimizde çok iyi biliyoruz&#8230;</p>
<p>Söyleyemediğin sözler uğruna içinde büyüyen keşkelerinle nereye kadar devam edebileceksin?<br />
Evet ayrılıklar var,<br />
Ve kavuşmalar&#8230;</p>
<p>İsyanlar,<br />
Ahlar,<br />
Küfürler,<br />
Kafirler&#8230;</p>
<p>Diline pelesenk olmuş orospu çocukları&#8230;<br />
Dostum diye sarıldığın sayısız fahişe&#8230;<br />
Belki annen, yahut baban&#8230;</p>
<p>Herkes var şu devr-i alemde kabul ediyorum&#8230;<br />
Peki sen olmazsan var olan herkesin hükmü nedir onu merak ediyorum!</p>
<p>Vereceğin kararlar, atacağın adımlar&#8230;<br />
Evet sen kocaman adam, ayaklarının üstüne basan kadın!</p>
<p>&#8221;Sen&#8221; alt metni olmazsa yazdığın hikayede ne yaşayabilir, ne yaşatabilirsin hayallerini&#8230;<br />
Hayallerin sen kokmazsa buram buram, gerçeğe bağlanamazsın pervasızca&#8230;</p>
<p>Bir sürü soru var kafanda, çözümsüz bulmacalar&#8230;<br />
Bu konuşan kim?<br />
Ben neden yalnızım?<br />
Neden kimse beni anlamıyor?</p>
<p>Ben senin ortaya çıkarmaktan korktuğun, yüzleşmeye cesaret edemediğin arka yüzünüm&#8230;<br />
Gözlerini kapadığında çata çat kavga ettiğin, hırsını alamadığında duvarları yumrukladığın&#8230;</p>
<p>Belki tüm sorularının cevabı ben değilim,<br />
Sana göre beş para etmez hayatının bekçisi de&#8230;</p>
<p>Ama yine de, seni ayakta tutabilmek için,<br />
Bütün çıplaklığımla burdayım&#8230;</p>
<p>Peki bunca güzellik,<br />
Yaşanacak dolu dizgin bir hayat,<br />
İzlenmesi gereken filmler,<br />
Çıkarılması gereken dersler&#8230;</p>
<p>Ve sayamadığım nice mutluluk verici etkenler varken&#8230;</p>
<p>Sen hala neden oradasın?</p>
<p>Şimdi kalk ayağa ve silkelen, yaşanası hayatının ikinci perdesi açılıyor&#8230;<br />
İyi seyirler&#8230;</p>
<p>Hilal Oğuz</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazga.com/2012/05/kacinci-trajedi-bu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>11</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dilsiz Şehir Monologları</title>
		<link>http://www.yazga.com/2012/04/dilsiz-sehir-monologlari/</link>
		<comments>http://www.yazga.com/2012/04/dilsiz-sehir-monologlari/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Apr 2012 22:00:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aylin Çalışkan Başdemir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazga.com/?p=1194</guid>
		<description><![CDATA[//Rezil rüsva günlerin yüzüne tükürmenin verdiği rehavet içindeyim. Anlamsız kapı gıcırtılarının yarattığı sahte korkularla Bilinmeyenlerin endişesindeyim.   Eyvallahsızlığım Zil takıp oynayacak kadar bayağılaşmış gün dönümlerinin Ağır makyajlarının altında gizlenen sıfata Ya da kıpırdamaya mecali kalmamış bir sokak köpeğinin açlığına     Ah sevdiceğim Ah yüreğine yüzümün gölgesi değen adam, Git desen gideceğim ruhundan ya…// Yeni bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>//Rezil rüsva günlerin yüzüne tükürmenin verdiği rehavet içindeyim.<br />
Anlamsız kapı gıcırtılarının yarattığı sahte korkularla<br />
Bilinmeyenlerin endişesindeyim.<span id="more-1194"></span><br />
 <br />
Eyvallahsızlığım<br />
Zil takıp oynayacak kadar bayağılaşmış gün dönümlerinin<br />
Ağır makyajlarının altında gizlenen sıfata<br />
Ya da kıpırdamaya mecali kalmamış bir sokak köpeğinin açlığına  <br />
 <br />
Ah sevdiceğim<br />
Ah yüreğine yüzümün gölgesi değen adam,<br />
Git desen gideceğim ruhundan ya…//</p>
<p>Yeni bir cehennemin kapısında dinlendiriyorum ruhumun dünyevi azaplarını,<br />
Şimdi tüm çıplaklığımla hazırım günahlarımın ceremesini çekmeye…<br />
 <br />
İçinden çıkmaya yeltenmediğim bilmecelerin<br />
İnadına taktığı çelmelerle tökezliyorum sokağında<br />
Aşağısı bir karanlık ki sorma,<br />
Birbirini beceren kelimelerin fütursuzluğuyla<br />
Sözcüklerimi kesip duran bir çift manasız göze dönüyorum sırtımı,<br />
Benim sırtım yüzümden bile soğuktur unutma…<br />
 <br />
Sayfa aralarına sıkıştırılmış bir masal kahramanı gibiyim.<br />
Ellerimde kırmızıya çalan elmalarla<br />
Kendi kendimi kandırma telaşında.<br />
 <br />
Isırsam prenses,<br />
Kandırsam cadı…<br />
 <br />
Herhangi bir ormanın<br />
Herhangi bir sapağında<br />
Kuşlara yem olacağını bile bile hatıralarımı serpiyorum,<br />
 <br />
Yolumu kaybedersem sakın beni arama.<br />
 <br />
Düşlerimi kemiriyor zıvanadan çıkmış insanlar,<br />
İçine gözyaşı sokuşturulmuş<br />
Mayhoş bir akşamüstü<br />
Çıksam ellerinin üzerine<br />
Ruhuma sinmiş yılkının terkesine yinede yetişmiyor bakışlarım…<br />
 <br />
Hüzzam bir şarkı salınıyorken kulağımın hengâmeli yollarında,<br />
 <br />
Beynimin içindeki arsız ses hesap soruyor tüm pervasızlığıyla;<br />
‘’Söyle’’ diyor,<br />
Söyle ne değişti hayatınızda;<br />
 <br />
Sizin ki parlak elbiseleriniz vardı,<br />
Boyalı dudaklarınız ve ipeği kıskandıran saçlarınız<br />
 <br />
Kahkahalarınız vardı şehvetli geceleri anımsatan…<br />
 <br />
Kahkahalarınız,<br />
Uykuları bölecek gibi duvarları çınlatan…<br />
 <br />
Ve ansızın;<br />
Dingin kış günlerinin erketeye yatmış ayazı gibi belirdi bakışlarınız,<br />
Körpe bir vücudu ağırlığıyla ezen bir sapkın kadar mide bulandıran…<br />
 <br />
Şimdi ben,<br />
Dingin deniz kenarlarının zamansız patlayan fırtınasına geriyorum göğsümü…<br />
 <br />
Yüzümü yalayan her damla<br />
İsyanımın kanıdır,<br />
Hiçbir vebal yüzümü yere eğemez bir daha…<br />
 <br />
Suskun şehre inat;<br />
Fısıltıyla en lanetli büyüyü tekrarlıyor rüzgâr.<br />
 <br />
Ben uyuyorum…<br />
 <br />
Ömrümün en derin uykusunda,<br />
Kulağımda yabancı ninniler,<br />
Dilimin dönmediği bir dua,<br />
Karabasanların en koyu kuytularında ha bir adım önce ha bir adım sonra,<br />
Zamanı durduramıyor olmanın ızdırabında…<br />
 <br />
Sefalet emareli sokakların kabadayılığa öykünen cılız naralarında<br />
Gözlerimin narıyla adımı yazıyorum duvarlara;<br />
Yazıyorum ki üstü kapalı kalmasın hiçbir hatıra…</p>
<p>Aylin Çalışkan Başdemir</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazga.com/2012/04/dilsiz-sehir-monologlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nazım’ın Kedisi</title>
		<link>http://www.yazga.com/2012/03/nazimin-kedisi/</link>
		<comments>http://www.yazga.com/2012/03/nazimin-kedisi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 Mar 2012 16:41:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Nevin Koçoğlu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazga.com/?p=1112</guid>
		<description><![CDATA[Kasım yüzlü İstanbul’un göz bebeklerine düşmüştü siluetin. Doyasıya öptüm O’nun gözlerinden, sarı yeşil gözlerini.. Kadıköy her zamanki telaşesinde bir eksik de olsa.. Nazım uzaktan el sallamakta, gazel yatağı bahçesiyle&#8230; Kedileri daha bir öksüz, mırlayıp sürtündükleri bacaklar yok denecek kadar az, nevaleleri de öyle&#8230; Az beslenmemişlerdi kahvaltımızdan, mırıl mırıl sokulup, öksüz çocuk bakışlarıyla… Masa beklemekten yorgun, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kasım yüzlü İstanbul’un göz bebeklerine düşmüştü siluetin.</p>
<p>Doyasıya öptüm O’nun gözlerinden, sarı yeşil gözlerini..</p>
<p>Kadıköy her zamanki telaşesinde bir eksik de olsa..</p>
<p>Nazım uzaktan el sallamakta, gazel yatağı bahçesiyle&#8230;</p>
<p><span id="more-1112"></span><br />
Kedileri daha bir öksüz, mırlayıp sürtündükleri bacaklar yok denecek kadar az, nevaleleri de öyle&#8230;<br />
Az beslenmemişlerdi kahvaltımızdan, mırıl mırıl sokulup, öksüz çocuk bakışlarıyla…<br />
Masa beklemekten yorgun, kuru soğuk bir ayaz çarpıyor çizdirilmiş yüzüne..</p>
<p>Bir bardak çay, bir gazete sıcaklığına razı; üstünde uçuşacak küllere bile…<br />
Rüzgarın eteklerini yaladığı genç kız portrelerinden ümidini kesmiş çoktan&#8230;</p>
<p>Martılar çığlık çığlığa yine, Ağustos böceği ustalığındaydı tüm türküleri varlığında,<br />
Kasım’da tekliğime isyan ediyorlar gibi geldi, böylesi dokunmuşken bir başıma…</p>
<p>Balıksız tekne mahzunluğu çökmüşken gözlerime, eğrelti otları nasıl kokar diyorum, takas edilmişse bir kiraz çiçeğiyle…</p>
<p>Ya da bir kelebek dokunurken yüreğe, bir sürü üvez neden üşüştürülür keyfine…</p>
<p>Uzatmalara uzatmalar eklerken farkettim ki;</p>
<p>Kendime gidiyorum sanırken, sanaydı tüm gelişlerim sevgili, yokluğunda bile&#8230;</p>
<p>Nevin Koçoğlu</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazga.com/2012/03/nazimin-kedisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Her Kadın Kalbinde Bir Masal Taşır</title>
		<link>http://www.yazga.com/2012/03/her-kadin-kalbinde-bir-masal-tasir/</link>
		<comments>http://www.yazga.com/2012/03/her-kadin-kalbinde-bir-masal-tasir/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 Mar 2012 16:26:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Pelin Onay]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazga.com/?p=1110</guid>
		<description><![CDATA[“böyle şeyler oluyor işte böyle rüzgârlar bu güz balkonu beni çağırıyor” (Gonca Özmen) Uzun ve virajlı yollardan geçerek uzanmıştı hayatın üzerine. Yorgunluğunu saklayabilecek ne bir sandık ne de bir toprak parçası bulabildi. Ağırdı. Ağırdı sırtında ve kalbinde taşıdıkları. Çok sevdiği bir öykünün içinde uyuyabilir ya da içini ısıtan bir şiirin finalinde gülümseyebilirdi. İtiraflarını cebine yerleştirdi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>“böyle şeyler oluyor işte böyle rüzgârlar<br />
bu güz balkonu beni çağırıyor” (Gonca Özmen)</p>
<p>Uzun ve virajlı yollardan geçerek uzanmıştı hayatın üzerine. Yorgunluğunu saklayabilecek ne bir sandık ne de bir toprak parçası bulabildi. Ağırdı. Ağırdı sırtında ve kalbinde taşıdıkları.<span id="more-1110"></span> Çok sevdiği bir öykünün içinde uyuyabilir ya da içini ısıtan bir şiirin finalinde gülümseyebilirdi. İtiraflarını cebine yerleştirdi ve devam etti yoluna. İhtiyacı olan sadece dinlenmekti.</p>
<p>“ Kocaman bir aşk istiyorum anne. Kocaman sevsin, kocaman sarılsın, kocaman korusun beni”</p>
<p>Arkadaşları doktor, mühendis, öğretmen olmak isterken, o çocukluğunda sadece kocaman bir aşk istiyordu. Kocaman bir aşk olmak istiyordu hatta. Ne olduğunu, neler yaşayabileceğini bilemeden, kendince, çocuk kalbiyle işte, aşk olmak istiyordu. Aşk karın doyurur mu? O zamanlar bunu bilmiyordu.</p>
<p>Gülümsedi düşüncelerinden geçen çocukluk konuşmalarına. Aşk olmak isteyen bir çocuk, içinde ne kadar kötülük taşıyabilirse, o kadar kötüydü belki de. Bir kez daha hatırladı yorgunluğunu. Yürüdüğü yollar sanki uzuyor, geçtiği virajlar sanki daha da geçilmez oluyordu. Çok sevdiği bir şarkının içinde uyuyabilir ya da gönlünü verdiği şehrin denizinde yüzebilirdi. İtiraflarını avucunda sıktı ve devam etti yoluna. İhtiyacı olan sadece dinginlikti.</p>
<p>“ Bu vedanın sebebi ne? Sadece sevdim. Sevdim ve saydım kalbini?”</p>
<p>Boşuna sorulmuş bir soru. Cevapsız kalacak ilk soru hatta. O zamanlar bilmiyordu anlamını. Gerisi gelecekti. Bu sorular çoğalacak ve çoğaldıkça can yakacaktı. Fırtına öncesi bir esintiydi sadece. Ve yaklaşan her rüzgar o fırtınayı biraz daha büyütecekti. Ta ki içine alana kadar…</p>
<p>Şaşırdı gençliğinin bu saf umutlarına. Vedaları sadece ölümle bağdaştıran bir yürekti o zamanlar. Sevginin içindeki hoşça kal sözcükleriyle yeni tanışıyor ve belki de hayatında ilk kez sevdiği için ağlıyordu. İster istemez göğsüne oturdu yorgunluğu. Adımlarını taşımakta güçlük çekiyor, geride bıraktıklarına sırtını dönerek yürümeye çalışıyordu. Çok sevdiği bir içkinin kadehinde sızabilir ya da delirdiği bir kitabın kahramanına koşabilirdi. İtiraflarını göğsünde ısıttı ve devam etti yoluna. İhtiyacı olan sadece huzurdu.</p>
<p>“Yeter artık! Bir insan nasıl bu kadar duyarsız, nasıl bu kadar acımasız olabilir sevdiğini söylediği insana?”</p>
<p>Bütün bunların nasıl olunabileceğini aslında öğrenmiş ama yine de inkâr ederek içindeki ateşi söndürmeye çalışıyordu. Herkesi kendi gibi, kendi kalbi gibi görerek hata etmişti. Hatasını kabullenmekte güçlük çeken bir çocuk gibi savunmasız ama inatçıydı. Acı çekiyordu ve bu acılar farkında olmadan onu daha güçlü ama daha yalnız yapıyordu.</p>
<p>Sustu içinden taşan geçmişin sesine. O zamanların gül yüzlü, nergis kokulu günlerine gitti. Tırnaklarıyla kazıyarak yol aldığı hayatın içinden, inadına sevgiyi çıkarmaya çalışıyor ve akıttığı her göz yaşından kendince galip geliyordu. Umudunu kaybeden birinin yaşaması mümkün değildi ona göre. Umudunu kaybetmemeye çalışıyordu. Bir kez daha hissetti yorgunluğunu. Çok sevdiği bir şiiri haykırabilir ya da mutlu olduğu bir filmin içine dahil olabilirdi. İtiraflarını göz önüne aldı ve devam etti yoluna. İhtiyacı olan sadece yaşamaktı.</p>
<p>“ Anladım. Güvenin ve saygının olmadığı yerde, aşk da yok. Gidiyorum. Aşkı bulmadan dönmeyeceğim”</p>
<p>En değerli sözler, insanın kendine verdiği sözlerdir. Tutmazsan kendini aldatırsın. Kendini aldatabiliyorsan eğer, herkesi aldatabilirsin demektir. Bütün bunları bilerek çıktı yola. Ağırlığı geçmiş, mutluluğu yaşam, başı dik, adımları tozluydu. Hiç bu kadar korkusuz olmamıştı. Hiç bu kadar deli…</p>
<p>Gözlerini açtı aynadaki yüzüne. Keçi inadıyla keçi patikalarından geçerek el salladı yeni doğan güne. Güneş alabildiğine parlak, bulutlar alabildiğine beyaz, deniz alabildiğine maviydi. Canını acıtmayacak kelimeler duyabilmek için çıkmıştı yola. Nefes için, aşk için. Yorgunluğunu bastırmaya çalıştı. Çok sevdiği bir rengin içinde uçabilir ya da aklını başından alan dalgaların beyazına kapılabilirdi. İtiraflarını gökyüzüne fırlattı ve devam etti yoluna. İhtiyacı olan sadece güzel bir masaldı. Her şeyiyle güzel olan bir masal sadece…</p>
<p>Çünkü her kadın, kalbinde bir masal taşır.<br />
Çünkü her kadın, kalbinde taşıdığı masalla yaşar.</p>
<p>09.03.08 / İzmir – “tut elimden benim, kaldır göçelim”<br />
Ezginin Günlüğü “kül vakti”ni dinlerken…</p>
<p>Pelin Onay</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazga.com/2012/03/her-kadin-kalbinde-bir-masal-tasir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Koordinatları : Ekseni Eğik Tahterevalli</title>
		<link>http://www.yazga.com/2012/03/koordinatlari-ekseni-egik-tahterevalli/</link>
		<comments>http://www.yazga.com/2012/03/koordinatlari-ekseni-egik-tahterevalli/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 Mar 2012 16:02:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tuğçe Bekleyen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazga.com/?p=1107</guid>
		<description><![CDATA[Emperyalist bir yargının sığ sulara bıraktığı zihnim, akademik bir acıya karşı savaşmakta. Kalbim ise tüm bilimleri elinde bulunduran tek yetki olmanın hazzında. Ve devrimlerim.. Bilinçsizce, bazen gerçekten bir işe yarasın diye, bazen de sırf devrim vasfını taşısın diye. Burası her türlü düşünceyi barındırabilen bir yerse, neden diğerlerine göre sınırlar var ki? – desem, havada asılı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Emperyalist bir yargının sığ sulara bıraktığı zihnim, akademik bir acıya karşı savaşmakta. Kalbim ise tüm bilimleri elinde bulunduran tek yetki olmanın hazzında. Ve devrimlerim.. Bilinçsizce, bazen gerçekten bir işe yarasın diye, bazen de sırf devrim vasfını taşısın diye.<span id="more-1107"></span></p>
<p>Burası her türlü düşünceyi barındırabilen bir yerse, neden diğerlerine göre sınırlar var ki? – desem, havada asılı kalır ellerim, aleme ibret olsun gerekçesiyle.<br />
Yol yok, iz yok, ses yok ama yine de bu kalp, bu ülke benim!<br />
Ve hiçbir ülkeyi yalnızlaştıramazsın düşünce gücüyle tanışıklığı olmuşsa eğer.<br />
Lakin bazen olur ya bir düşünce, bir pencere, bir çoğundan farklı diye – hitap etmese bile &#8211; ilgi çeker ve bazen pencereye yaklaştıkça etkilenirler, olağan.<br />
Ama panzehir gibi görünen her şey zehirdir burada.<br />
Hümanizm esvaplı faşizm gibi.<br />
“Zehirlenmiş bir insandan panzehir bekleyemezsiniz!”</p>
<p>Eğer cesaretiniz varsa zehre dokunmaya, zehirlendiğinizde bu durumdan şikayetçi olmanız, isyan etmeniz ‘saçma!’</p>
<p>Burası öyle de bir yer ki; mesela kalbe sadece kan pompalama özelliği verilmişken, birileri geliyor kalbin kendi özelliklerini asimile ediyorlar.</p>
<p>Ten çürüyorken nefes almak kadar ‘saçma!’</p>
<p>Kelimeler : bir tabuta doldurulmuş onlarca neşter misali. Ve siz onlarla aynı tabutu paylaşmak ZORUNDASINIZ!<br />
Hep bu olur : Eseri kaza görüntüsünde bir cinayet tablosu…</p>
<p>Bir çoğu sanat eseri edasında bakar tabloya, alkış alır, saygı alır, beğeni alır… Bazıları üstüne alınır, bazıları tiksinir, bazıları ise tepkisizdir, etkisiz oldukları kadar…</p>
<p>Lakin tanımı olmadığı gibi tedavisi de yoktur bunun…</p>
<p>“Piçliği aşka entegre ediniz, nefreti, küfrü, saygısızlığı, şerefsizliği ve hatta kibri de küpeymişçesine takınız. İşlem tamam!”</p>
<p>Adem’e eğmeyen baş, şimdilerde aşka eğiyorsa, bu bir ihtilal!</p>
<p>Sol omuz : Notre Dame.<br />
Sol göğüs : Kayıp Zümrüd-ü Anka.</p>
<p>Bilmez misiniz, bir atın ayağının kırılması gibidir bu oyun.<br />
Bir ambulans şoförünün sırf trafikte sıkılmamak için sirenleri çalması gibidir.<br />
Biraz, soğuk kış gecelerine yar’lık eden tarçınlı saleptir.<br />
Ve biraz da yükseklik korkusu olan birini zorla dönme dolaba atıp, en tepede elektrikleri kesmektir…</p>
<p>Affet tanrım;<br />
Burası<br />
Kovulmuşların<br />
Dünyası…</p>
<p>Tuğçe Bekleyen</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazga.com/2012/03/koordinatlari-ekseni-egik-tahterevalli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

