Bilir misin nasıl yalnızım? Bilir misin kekredir tadı. Hala mı? Diyorsun. Hala!
Hala ve hep. Ben yalnızlığa geldim.
Yalınlığa.
Senden sonra derledim sevinçlerimi, koydum kenara. Ve ne garipki kederlerimi de. Yani sevinçte kalmadı, kederde benden yana, senden sonra.
Oysa keder de hakkıyla yaşamanın kanıtı. Bize artçı sarsıntılar yaşatan bir elem değil bahsettiğim bilirsin. Ruhumuzda oynamadık taş bırakmayan, tüm binalarımızı yıkıp ruhumuzu viran bir kente çeviren, keder. İliklerine kadar işleyen, gecenin ayazı koynuna giren… Hani senin de bildiğin.
Kendinden…
İşte ben kederleri de bıraktım senden sonra. Sevinçleri de. Bunları bırakmış olan yaşamı tutuyor sayılır mı elleriyle…
Şimdi seninle kederlenmek vardı serseri. Seninle denize, olmadı bir göle, hadi o da olmadı gökyüzüne açılan bir masada oturup, kederimizi şekillendirmek vardı. Allayıp pullamak. Şerefine kader kaldırmak. Demlemek düşlerimizi, bilinmeyen bir adrese göndermek hayallerimizi..
Ben seninle hayata sövmeyi özledim serseri…Ben seninle serseri bir akşama bırakmayı seslerimizi…
Ben seninle serseri…Özledim dünyaya kahpe demeyi.Ben seninle her şeyin suçunu dünyaya yüklemeyi.
Ben seninle kederleri ve o mahçup sevinçleri
Ben seninle serseri,
Özledim senli bir dünyayı sevmeyi.
Çiğdem Güçlü Karagül
RSS Feed
Twitter
Yazar 


sayenizde okumanın tadına varıyoruz