Everest’im ben, bazen Everest’in tepesinde üşümüş bir kar tanesi, Sahrayım ben, bazen Sahranın ortasında kavrulan bir kum zerresi. Nil’im ben, coşkuyla toprağa can katan bazen Nil’in içinde boğulan bir su damlası. Tanbora’yım ben, bazen magmada küçük bir lav parçası…
Hazar gölünde ki mavi bir gün batımıyım, kızıl bir sabah… Pasifik’im ben ve bazen okyanusun derinliğinde kaybolmuş tuz tanesi… Dev bir ormanım ben, bazen içinde yalnız bir sekonya…
Bir boranda kaybolur hayatım ansızın, yağmurlar getirir bana parmak izlerimi yeniden. Kaldığım yerden koyulurum hayata ve bazen sil baştan yaşamak isterim ömrü. Bazen kaosum, bilmediğim duvarlara çarparım kafamı, bazen düzen, dikenleri bile itinayla istiflenen. Baştan ayağa kibir kesilirim bazen, bazen tevazudan ötesini göremez bakan. Bazen kök salarım olduğum yere, bazen toplar köklerimi dalarım göçebeliğe. Göçüp gitmek ister bir yanım, bir yanım kalıp salmak kendimi doyduğum yere.
Bazen bir besteyim, bazen kısa bir ezgi, bazen net bir gerçeğim, bazen sessiz bir sezgi. Bazen inancım, bazen inkâr. Bazen zarardır ömrüm, bazen bir nefesim kar.
Demirbaş kederlerim var, tortuları kalan hislerim. Büyük coşkular beslerim, büyüyen acılarım kadar.
Koşarak yürür adımlarım, bazen takatim tükenir, kalırım. Katılaşır bazen içimde bir yer, bir taraf ateşin harına dirayet eder.
İnsanım işte, acılarım, kederlerim, zehir zemberek düşüncelerim, kılıçtan keskin sözlerim, günahlarım, pişmanlıklarım, keşkelerim var.
İnsanım insan, insana dair sevinçlerim, mutluluklarım, heveslerim, heyecan veren hayallerim, baldan tatlı sözlerim, sevaplarım, iyikilerim var, dünya kadar.
İnsanım işte, bazen aksime hayran kalırım, bazen öfkeyle bakarım kendime. Bazen güçlüyüm, dünyayı sığdırırım göğsüme, bazen çaresizim, sığınmak isterim beni kollayacak birine. Bazen soruyum, bazen cevap. Bazen bilinmeyenli bir denklem, bazen bilinmeyeni çözen. Kendimle gururlandığımda olur, utandığımda bazen. İnsanım ben. Neyle yoğrulmuşsa hamurum, ham maddem her neyse, nerede oturuyor, nerede yaşıyorsam, çok tanınıyorsam, yahut kimse bilmiyorsa yüzümü, itibar görüyorsam, yahut itibarsız bir ömür sürüyorsam, içimde aynı bütün duygular. İnsanım ben. İnsan. Sokak köşesinde bir şarapçı da olabilirim, muteber bir adamda.
Everest’im ben, bazen Everest’in tepesinde üşümüş bir kar tanesi, sahrayım ben, bazen sahranın ortasında kavrulan bir kum zerresi.
Hazar gölünde ki mavi bir gün batımıyım, kızıl bir sabah…
Demirbaş kederlerim var, büyük coşkular beslerim, büyüyen acılarım kadar.
Çiğdem Güçlü Karagül
RSS Feed
Twitter
Yazar 


bulunduğumuz yüzyılımızda sizingibi derin düşünen bir yazarın olması, biz okuyucular için tarifsis sevinç kaynağıdır,size yürüdüğünüz bu yolda başarılar dilerim.(ayrıca kitaplarınızın devamını sabırla bekliyoruz)